Son Dakika

Ömer Bayezid / Özgür Suriye Haber Ajansı Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

FİTNE

08 Ekim 2013 Salı
FİTNE

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.. 
Müslüman coğrafyasında kazanı kaynatılmış fitnenin yoğun ateşi henüz bizi sarmadı. Ancak bir çok Müslüman bu fitne ateşiyle kavrulup, yanıyor ve feryat ediyor. 
Ki bu fitne sadece Müslümanları da vurmuyor.
Bu fitne ateşi zalimlere de vuruyor ve bu ateş o zalimlerin sadece olmayan ahretlerini değil tek varlıkları olan dünyalarını da karartıyor.
Boş bir dava uğruna ailelerinden ayrılıyor, yurtlarından sürülüyorlar, mallarını da bir hiç uğruna bu fitne içinde kayıp olup gidiyor.. 
Zalimlere acıdığım için değil, zalimler kendilerine acısınlar ve içlerinde bir yara olsun diye bu ifadeleri yazıyorum. Ve belki zulümden vazgeçerler ve tevbe edip bağışlanma dilerler de belki ahretlerine dair bir umutları olur.

Bu fitne Müslümanlara zalimler eliyle vurduğunda ise Müslümanların dünyadaki acıları çok büyük oluyor. Ancak sabredenler için bu süre de geçicidir ve sabrın karşılığını muhakkak Allah verir. 
Allah Sabredenlerle birliktedir. 

Peki, Müslümanların en çok sakınması gereken konulardan olan fitne nedir? 

Acaba fitneye düşüyor muyuz? 

Ve hatta şu an için fitnenin tam ortasında olabilir miyiz? 

Ve hatta sırf bu fitnenin ortasında yer almış olmakla bütün yapıp ettiklerimiz boşa gitmiş olabilir mi? 

Eğer Allah’ın fitne hususunda bildirdiklerini bilmiyorsak maalesef bu fitnenin tam ortasında olabiliriz ve bizim bundan haberimiz bile olmaz. 
Allah’ın bize nimet ve lütuf olarak verdiği mallar ve EVLATLARIMIZ, annemiz, babamız, kardeşlerimiz ve tebliğ metodumuz bir fitne olabilir mi? 

Ve hatta kendimizi kesin iman edenler olarak tanımlamamız da bizim için bir fitne olabilir mi? 

Bunlardan önce münafıkların ve kafirlerin müslümanlar aleyhine nasıl fitneler çevirdiklerini inceleyerek başlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Kafirlerin mülümanlar aleyhine doğrudan bir fitne uygulamaları çok mümkün değildir.

Zira onları kafir olarak bildiğimizden yaptıkları lehimize görünen şeylerin arkasında neler olabilir diye sorabilir ve eğer bir fitne var ise sorgulamamızdan dolayı o fitnenin gerçekleşmesini önleyebiliriz Allah’ın izni ile. 

Ancak kafirler ahreti yok saydıkları için akılsızdırlar yoksa akılları olmadığı için değil. O kafirler Müslümanların kendileri aleyhinde uyanık oldukları için doğrudan fitne yapmaktan ziyade içimizdeki münafıklarla işbirliği içinde içimize fitneyi sokarlar. 

Yani kafirler boş durmazlar ve münafıkları da boş tutmazlar. Sizin tevhid ehli zannettiğiniz hatta hakkında söz bile söyletmek istemediğiniz kişiler bu fitneyi kafirlerle işbirliği içinde içimize sokarlar da bizi birbirimize düşman ederler ve bundan dolayı da kaybımız büyüdüğünde fitneye düştüğümüzü anlarız ve o an iş işten geçmiş olur. 

Peki bu fitne metodlarını somut olarak örneklendirebilir miyiz? Fitne sokan münafıklar kafirlerle işbirliği içinde bir gece tertip ederler bu geceye Müslümanların cihad bölgelerinde birinin ismini verirler siz de o cihad bölgesine destek olmak amacıyla oraya giderz.

Ancak o geceden görüntüler alacak ekip de hazır olduğundan sizin cihad zannettiğimiz bu gecenin görüntülerini İRTİCA GELİYOR diyerek basına servis ederler ve birden durum hayırlı bir işten şerli bir işe dönüvermiş olur.

Bu bizim kutsal bir katılım zannettiğiniz gecenin darbeye zemin hazırlayan bir düzenleme olduğun ancak darbeyle yüz yüze kaldığımızda anlar veyahut hala daha anlamaz ve yeni fitne tuzaklarına düşmek için sıramızı bekleriz. Ancak oraya gitmiş olmamız ve bundan dolayı bir çok mümin ve mümine için zulüm mazereti olarak kullanılan bu düzenlemeden boynumuza bir çok vebal de yüklenmiş olur. 
Sonra bu geceyi organize edenlerin başka fitnelere yelken açtığını görürüz. O kimselerin fitnelerinden haberdar olma isek ve o münafıklığı bilmez isek yine onun peşinden başka fitnelere koşar durur ve bunu yapmakla da sürekli islama hizmet ettiğinizi düşünürüz. 
Oysa ki şeytanın çok sinsi olduğunu hesaba katmamış olmamızdan ve aklımıza çokça güvendiğimizden, kandırılmış olabilme ihtimali bizde asla olmadığından hep kandırılırız. 
Ama onlar hep Kuran’dan konuşurlar; nasıl olur da fitnenin içinde olurlar ki? Öyle değil; Evet onların dillerinde Kuran vardır ama kalplerinden söküp atamadıkları dünya vardır. 
Ve o dillerindeki Kuran ile bizim varlığımızdan bile daha kesin ve kalıcı olan ahrete olan şüphemiz bizi bunlara yönelmeye teşvik ederler. 

Dünyalık kazancı ümit ederek peşlerine gider, hem dünyamızı hem ahretimizi kaybeder ve sonra da asla faydası olmayan bir pişmanlık içinde kendimizi bulabiliriz. 
Erken pişman olup tevbe eden ve kendini düzeltenler de bağışlanmayı umabilirler..
- "Rabbim bizi pişmanlıktan ve tevbeden yüz çevirip kibredenlerden etmesin."

Kimisi de ne kadar doğrudan yana olduğunu ispat etmek için ve “ ben hatamda ısrar etmem” mesajını vermek için daha önce kabul ettiği bir şeyi bir bakarsınız ki reddetmiş ve bunun mücadelesine girmiştir.. Evet insanlar yanılabilirler ve insanlar hatalarından dönebilirler. Bunda anormal bir durum yok gibi görünmektedir. 
Oya Allah bu konuda bizi açıkça uyarmaktadır… ---“Kitap halkından bir grup dedi ki: 'İnananlara indirilmiş olana gündüzün başında inanın ve sonunda inkar edin. Böylece belki dinlerinden dönerler.'” Ali İmran suresi 72. ayet -----
Peki bu anormalliği nasıl ayırt edebiliriz. İnsanın yanılgısından dönmekle böyle bir fitneyi nasıl ayırt edebiliriz? İşte bunu ayırt etmenin en önemli yolu bunu söyleyenin takvaya yakın olup olmadığıyla alakalıdır. 

Hatasından dönen insan Allah’tan korkar ve gerçekten haddi aşanlardan olmaktan sakındığı için hakkında bilgi sahibi olmadığı şey için konuşmaktan kaçınır ancak bunu fitne için yapanların başta Kuran ayetleri olmak üzere haddi aşıyor olmalarından dolayı hiçbir korkuya sahip olmadıklarını görürüz ki aslında bunlar kesin olarak yalancılardır ve münafıklardır.

Oysa müminler şeytanın Allah hakkında bilmediğimiz şeyler söylememizi vesvese ettiğini bilir ve bundan dolayı da azami sakınırlar. 

Evet bizler Müslümanlarız ve Allah’a iman etmiş kimseleriz. Ama şüpheden ne kadar arındığımızı veya arınamadığımızı da önce Allah sonra da kendimiz bilebiliriz. Acaba içimizden kimler “ biz gerçekten öldükten sonra dirilecek miyiz” , “ya her şey dünya hayatından ibaretse”, “ya bize vaad edilen şeyler gerçke değilse ve biz de boşu boşuna sakınıp dünya zevklerinden kendimizi mahrum ediyorsak” diye sorular soruyorlar? 

Yoksa bu soruları bizler mi soruyoruz?
Eğer bu soruları bizler soruyor isek muhakkak ki biz henüz iman etmiş de değiliz. İman ettiğimi sadece bir iddiadan ibarettir. Oysa şüpheden arınmış olmak o ebedi hayata BAĞIŞLANMAYI UMARAK razı olmak ve sadece onun için çalışmayı gerektirir. 

Allah yolunda canlarını verenler işte bu şüpheden arınmış olarak ahret için gayret sarfedip Allah yolunda öldürülmenin Allah katında mükafatı olduğunu bilmenin ve bunda HİÇ ŞÜPHE ETMEMENİN sonucu olarak ŞAHİT olarak isimlendirilmişlerdir.. Şüphesi olmayan kimseler Allah yolunda öldürülmüş olmanın (bu asla inthar değil Allah’ın izniyle Allah’ın hükmünü galip kılmak üzere zafere şartlanıp bunun sonucunda ölüm de yani şehadet de olabileceği ve Allah’ın bunu kendisine de nasip etmesi ümidiyle yapılan mücadele sonucu olan öldürülme) KESİN BİR MÜKAFATI olduğuna ŞAHİT oldukları için canlarını Allah yolunda riske etmekten çekinmezler. 

İşte biz bunu göze alamıyorsak kesin olarak ŞÜPHE İÇİNDEYİZ demektir.. Evet Müslümanlarız. Ancak henüz kalplerimize iman yerleştirilmemiş ve takva (Allah korkusu) sahibi olamamışız demektir. Bedeviler: «İman ettik.» dediler. De ki: «Siz henüz iman etmediniz, fakat henüz iman kalplerinizin içine girmemiş olduğu halde «İslama girdik» deyin. Eğer Allah'a ve peygamberine itaat ederseniz, size amellerinizden hiçbir şey eksiklemez; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edendir.» Hucurat Suresi 14. ayet.

Eğer süphelerden arınmamışsak henüz imanın kalplerimize girmemiş olduğunu kabul etmekle imanın kalplerimize girmesine talip olabiliriz. 

İmanı da ancak Rabbimiz, dilediğini dilediğinden üstün kılan Rabbimiz kalbimize verebilir. Yoksa bizler talip olmakla da imanı garantilemiş olmayız. Ancak şüpheye düşmeyi de bağışlanmayacak bir suç gibi görmememiz gereklidir. 

Zira şeytan insanları şüpheye düşürecek vesveseyi her zaman verecektir. Şüphede olduğumuz zaman hemen fark edip Allah’a sığınmalı ve “bu şeytandandır” o şüpheyi terk etmeliyiz. 

O vakıt ki hem üstünüzden gelmişlerdi, hem aşağı tarafınızdan ve o vakıt ki gözler kaymış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı ve Allaha türlü türlü zanlarda bulunuyordunuz İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar. Ahzap Suresi 10ve 11. ayetler.

Müminler bundan Allah’a sığınmışlardı ancak münafıklar öyle değil… Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı. Ahzap Suresi 12. ayet.

Daha çokça örnek verebileceğimiz gibi kendimizin kesin iman sahibi olduğumu idda etmek ve şüphelerimizi örtmeye çalışmakta bir fitnedir ve fitneden sakınmak ve Allah’a sığınmak gerekir. 

Ayrıca hayatımızdan daha fazla değer verdiğimi şeylerin de bizi saptıracak birer fitne olduğunu yine bize Allah bildirmektedir.. 

“Ve iyi bilin ki MALLARINIZ, EVLADLARINIZ bir FİTNEDEN İBARETTİR, Allah yanında ise azîm ecirler vardır Enfal Suresi 28. ayet 


Peki bu fitne nedir nasıl olur da mallarımız ve evlatlarımı bizim için birer fitnedirler? Onun cevabını da yine rabbimiz bize bildirmektedir..

Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. Münafikun Suresi 9. ayet 

Evet bunlar şimdilik kısaca irdeleyebildiğimiz fitneler. Oysa günlük hayatımızda şu an bile fitnenin içine kolaylıkla düşebileceğimiz oyunlar oynanıyor. 

Allah’ın izniyle bunu da sonraki yazımda irdelemeye çalışacağım. Rabbim cümlemizi fitneden uzak tutsun ve fitneyi bozanlardan etsin. 

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve mağfireti hepimizin üzerine olsun…

 

Bu yazı toplam {} defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.

Editörün Seçtikleri