sayfa içeriği

Büşra Betül Aydın / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kardeşlik Kodlarımızı Yeniden Keşfetme Vaktidir!

28 Eylül 2014 Pazar

Son zamanlarda Türkiye genelinde Suriyeli mülteciler ile Türk halkı arasında meydana gelen kavgalara dair haberler medyada çok sık yer almaya başladı. Kahramanmaraş, Adana, Hatay, Konya, Gaziantep derken olay İstanbul’a kadar geldi dayandı. En son geçen hafta içinde İstanbul İkitelli’de yaşanan olaylarda mahalle sakinleri, ‘Suriyelileri istemiyoruz.’ diyerek sokaklara döküldü. Peki bu olaylar gerçekten medyaya yansıdığı gibi mi meydana geldi, yoksa medyada gösterildiğinin aksine başka sebeplere mi dayanıyor?
Türkiye genelinde gerçekleşen olayları dikkatle tetkik ettiğimizde bunların arka planında medyaya hiç yansımayan sebeplerin olduğunu görmekteyiz.
 

Gaziantep’teki olayı ele aldığımızda medyaya, ‘Suriyeli kiracı ev sahibini öldürdü.’ şeklinde yansıtılan olayınperde arkasında namus meselesi olduğu anlaşıldı. Suriyeli kiracısının hanımına sarkıntılık eden ve eşi evde değilken eve giren ev sahibini, Suriyeli kadının kendisini korumak için öldürdüğünü, eve gelen eşinin de olay namus meselesi olduğu için adamı kendisinin öldürdüğünü söyleyip olayı üstlendiğini daha sonra hadiseye tanıklık eden kişiler açıkça ortaya koymuşlardı.


Konya’da Alaaddin Parkı’nda, ‘Suriyeli gençler çocukları dövüyor.’ şeklinde servis edilen olaya ait videolar izlendiğinde görülüyor ki, parkta yerde yatan Suriyeli gençlere, yanlarına gelen sokak serserisi tipli birkaç genç önce sözlü olarak sataşıyor, gülüp dalga geçiyor, sonrasında onları yerlerinden kaldırarak kovalıyor ve darp ediyor, ardından da, ‘Hepinizi kovacağız.’ diyerek bağırmaya başlıyorlar.


En son İstanbul İkitelli’de yaşanan olaya baktığımızda da, yine çocuk yaşta olan, bazılarının üzerinde Amerikan tişörtü bulunan gençlerin önce tekbir(!) getirip ardından küfür ettiklerini, sonrasında ise ‘Suriyelileri istemiyoruz .’diyerek onlara ait iş yerlerini harabeye çevirdiklerini, araçlarını yakıp evlerini talan ettiklerini görüyoruz. 
Tüm bunları ve diğer şehirlerde yaşanan benzer olayları göz önüne alıp tahlil ettiğimizde şu soruyu sormadan edemiyorum. Bu toplum nereye gidiyor?


Ülkelerinde dört senedir devam eden savaştan kaçarak ülkemize sığınmış Muhacir durumundaki insanlara Ensar olmak varken, onları istemediğimizi dile getirerek sokaklara dökülmek de ne oluyor?
Biz, bu toprakları aradaki sınırlar olmadan altı asır boyunca sorunsuz olarak yönetmiş bir ecdadın torunlarıyız. Osmanlı Devleti farklı ırk, renk, dil ve mezhepten insanları altı yüz sene bir yönetim altında birleştirmiş, herkes dilini, dinini, kültürünü özgürce muhafaza etmiş ve kimse kimseyi yerinden etmek gibi bir çabanın içine girmemiştir. Osmanlı toplumunda farklı dinden insanlar bile Müslümanlarla birlikte aynı mahallelerde özgürce yaşamlarını sürdürebilmişken, bugün biz aynı dinin mensubu olduğumuz Muhacir Müslüman kardeşlerimizle aynı mekânları paylaşamıyor, sokaklara çıkıp ‘Suriyelileri istemiyoruz.’ diyerek slogan atabiliyor, iş yerlerini harap edebiliyor, evlerini yıkabiliyoruz.‘Onların bizim ülkemizde ne işi var?’ diye sorarken, Çanakkale Şehitliği’nde mezar taşlarında Şam, Halep, Hama yazan şehitleri hiç hatırlamıyoruz. Şu bir gerçek ki, biz üzerimizde oynanan oyunlara kardeşliğimizi feda ediyoruz. Bu oyun, 19. yy.’da milliyetçilik akımının etkesiyle birbirinden uzaklaştırılan, 'Türkler Arapları sömürdü, Araplar Türkleri arkadanvurdu.'yalanlarıyla kardeşine düşman edilen, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra masa başında cetvelle çizilen ülke sınırları ile birbirinden tamamen koparılan biz Müslümanlar üzerinde oynanıyor. Bugün bizden koparılmış ve aramıza sınırlar konmuşbu ülkelerin halkları ile aynı toprakları yıllarca paylaşmış insanlar olarak bize düşen, bu hayali sınırların ötesine geçen bir kardeşlikle tüm farklılıklara rağmen Müslümanlık ortak paydasında birleşebilmektir. Kaldı ki bu insanların şu aşamada ülkemizde mazlum ve muhacir konumunda olduğunu göz ardı etmeden, onlara sofralarımızı açmanın Müslümanlıktan geçtik insanlık gereği olduğunu unutmamalıyız.


İslam dini mensuplarını sevgi ve kardeşlik bağı ile birbirine bağlayan bir dindir. İslam tarihinin sayfalarını karıştırdığımızda Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda bırakılan Mekkeli Müslümanlara Medineli Müslümanların nasıl kucak açtıklarını ibretle görürüz. Her Muhacir Müslümanı bir Ensar Müslümanla kardeş ilan eden sözleşmeyi imzalayan Hz. Peygamber böylece her Muhacir’i bir Ensar’ın emin ellerine teslim etmişti. Ensar bunu öyle benimsemiş, öyle özümsemişti ki, iki ev varsa birini kardeşine vermiş, tarlası varsa yarısını bölmüş, bahçesinden çıkan hurma mahsulünü ikiye ayırdıktan sonra kendi tarafında olanın altına hurma yaprakları ve dalları koymuş ki fazla görünsün ve az olanı almak isteyecek Muhacir kardeşi de daha fazla hurmaya sahip olsun. Muhacir-Ensar arasındaki bu kardeşlik öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki, artıkkardeşlerin birbirine mirasçı olup olamayacağı tartışılır hale gelmiştir. İslam tarihinde bu sözleşmeye dair daha nice sahneler vardır,hangi birisini ele alsak bizim için günümüze ışık tutan bir meşale mesabesinde olur. Bir yana İslam’ın ilk yıllarında sergilenmiş kardeşlikabidesibu sahneleri bir yana da bizim bugünkü tutum ve davranışlarımızı koyduğumuzda hassasiyet noktasında ne çok şey kaybettiğimizi ve zihinlerimizin dış mihrakların etkisiyle nasıl işgal edildiğini çok acı bir şekilde görmekteyiz.


Bu noktada şöyle bir soru akla gelebilir. Peki Suriyelilerin işlediği her türlü suça göz mü yumalım? Bu sorunun cevabı tabi ki hayırdır. Bir suç unsuru varsa buna göz yumulmaması, karşılığı neyse mutlaka verilmesi toplumdaki huzur ve asayişin sağlanması için elzemdir. Fakat bunun da belli bir usulü vardır. Kanunlarla yönetilen bir ülkede yaşadığımıza göre, bir suç işlendiğinde bunu işleyen ister Türk, ister Suriyeli kim olursa olsun polise bildirilir onlar da gereğini yaparlar. Kimse suçluya cezasını kendi vermeye kalkışmaz. Fakat biz toplum olarak hali hazırda işlenmeye devam eden pek çok suç varken ve bunlara sesimizi çıkarmazken, bir hata yapan Suriyeli olduğunda sokaklara çıkıp, ‘Sizi bu topraklarda istemiyoruz.’ diyorsak, burada biraz durup samimiyetimizi sorgulamamız gerekmektedir. Gaziantep’te polis kayıtlarında yer alan bir istatistiğe göre, 2013 yılında Suriyelilerin asayiş olaylarına karışma oranı %1.43, şüpheli Suriyelilerin oranı ise %0.37’dir. Elimizi vicdanımıza koyup şunu düşünmemiz gerekmez mi, % 1’lik bir hadise için bir bardak suda kopardığımız fırtınaları geri kalan %99’luk suç oranları için kopartıyor muyuz? Bir gün sokağa çıkıp,‘Kadınları taciz edenleri bu ülkede istemiyoruz.’ diyerek tepki gösterdik, toplumun ahlakına darbe vuran ve son zamanlarda bütün şehirlerde yaygınlaşan ahlaksız reklam panoları için bir tek eylem yaptık mı? Gaziantep’teki olay için tepki gösterirken, mazlum durumdaki kiracısının zor durumundan faydalanıp eşine sarkıntılık edecek kadar ahlaktan yoksun bir hale gelmiş kişinin bu hadisedeki dahlini de lütfen göz önüne alalım. 


4 senedir bombalar altında ezilmiş, türlü acılara maruz kalmış ve kurtuluş olarak ülkemizi görerek bize sığınmış bu insanlar, yarın savaş bitip de ülkelerine döndüklerinde hatırlayacakları şey, bizden gördükleri iyilik, ihsan ve güler yüz olacaktır. 21. Asrın Ensar’ı olmak gibi bir lütfa nail olma imkânı bize verilmişken bunu elimizin tersiyle iterek İslam’ın kesinlikle reddettiği ve yasakladığı ırkçı bir tavırla, ‘Suriyeli, Iraklı, Mısırlı… kim varsa kimseyi bu topraklarda istemiyoruz, defolup gidin.’ diyerek sokaklara sökülmek, evleri taşlamak, arabaları yakmak, iş yerlerini harap etmek Müslümanlığı bırakın insanlığa yakışmayan bir davranıştır. ‘Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.’(Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)buyuran Hz. Peygamber’in ümmeti olarak bize yakışan, ‘Müminler ancak kardeştir.’ (Hucurat,10) düsturuna uygun davranmaktır. 
 

Büşra Betül Aydın
Özgür Suriye Haber Ajansı
Bu yazı toplam {} defa okunmuştur.
YORUMLAR
kasaplar gunahkar dır
selahattin eyubi
müslumanım diyenlerin artık ıslamı sorgulatan zara veren celatlar utanın kadın çocuk kesenler dünyaya dağılmış. yeter arabı kürtü türkmeni ve bütün insanları katleden vahşiler yeter
05 Ekim 2014 Pazar 21:13
Editörün Seçtikleri
Haberler