Sami Neser / SHA - Suriye Haber Ajansı Kurucu

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Muhalifler neden kendi aralarında çatışıyor? Anlatılmayan gerçekler..

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Muhalifler neden kendi aralarında çatışıyor? Kimsenin anlatamadığı gerçekler..

Medyada “Muhalifler kendi aralarında çatışıyor” haberlerini gördüğünüzde asıl olayın ne olduğunu daha iyi anlamak istiyorsanız bu yazının tamamını okumanızı tavsiye ederim.

Herkesin bildiği üzere son günlerde Suriye’de Tahrir’u Şam (HTŞ) ile Ahrar’u Şam arasında çatışmalar yaşanıyor. İmzalanan birçok anlaşmaya rağmen anlaşmalar bozuluyor. Asıl konuya başlamadan önce bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Suriye Devrimi tarihinde muhalifler arasındaki çatışmayı iki kısma ayırmamız gerekiyor. Aksi takdirde bu konuyu hep “Bunlar birbirine giriyorlar birbirlerini yiyorlar” şeklinde yorumlarız. Bu yorum tamamen yanlıştır. Suriye’de muhalifler arasındaki çatışmalar ikiye ayrılır. Birincisi Muhalif - Muhalif çatışması. İkincisi ise Muhalif - El-Kaide çatışması.

Muhalif – Muhalif çatışması Suriye Devrimi tarihi boyunca toplasan bir elin 5 parmağını geçmez. Muhalif – El-Kaide çatışması ise onlarca kez yaşandı. O yüzden Suriye’de gerçekte muhalifler arasında çatışma var demek büyük bir yalandır ve karalama kampanyasıdır. İlk önce bunu anlamamız lazım. Suriye’de El-Kaide’nin Muhaliflere saldırması diye bir şey vardır. Şimdi biraz daha derine inelim ve El-Kaide neden muhaliflere saldırıyor ona bakalım. Ancak bunu anlamamız için ilk önce bu işin başlangıç noktasına bir dönelim.

Suriye devriminde El-Kaide’nin Muhaliflere ilk saldırdığı tarih çok kritik bir tarihtir. Bilmeyenler için zikretmekte fayda var. Suriye’de ilk özgürleştirilen şehir Rakka’dır. Rakka şehri 2013 yılının Mart ayında Muhaliflerin eline geçti. Rakka’nın özgürleştirilmesi Suriye halkı için büyük bir anlam ifade ediyordu. Çünkü zorlu mücadelenin ardından nihayet ilk şehir Esed rejiminden temizlenmişti. Bu büyük günde yani Rakka’nın özgürleştirildiği günde El-Kaide, o zamanın en büyük Muhalif gruplarından olan El-Faruk tugayına saldırdı. Saldırı sonucu her iki taraftan 80’i aşkın kişi hayatını kaybetti.

O zamanki adıyla, El-Kaide’ye bağlı Nusret Cephesi’nin o günden beri Suriye halkına rahat vermeyeceği belliydi. Ama bunu gören ve anlatan kişi sayısı maalesef çok azdı. Zaten bunu dillendiren hain fitneci ilan ediliyordu. 2013 Mart ayında başlayan bu saldırılar Devrim tarihi boyunca onlarca kez çeşitli gruplara karşı tekrarlandı. Bu saldırılar ilk önce Nusret Cephesi adı altında yapıldı. Daha sonra ad değiştirerek Şam Fetih Cephesi adı altında yapıldı. Sonuncusu ise Tahrir’u Şam Heyeti (HTŞ) adı altında yapılıyor. Bu üç ismin ortak yanı; bu yapıyı yönetenlerin aynı olması ve aynı kafada devam etmesiydi. Yani hepsinin El-Kaide’ye bağlı olmasıydı.

Şimdi gelelim Suriye’de yaşanan son olaylara ve Suriye’nin içinde bulunduğu tehlikeli duruma. Bundan tam bir ay önce Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, Türk askerinin şuan Muhaliflerin elinde bulunan tek şehir olan İdlib’e konuşlanabileceğini ve üs kurulabileceğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından El-Kaide bağlantılı HTŞ İdlib’te harekete geçti ve Türkiye düşmanlığı bir hava oluşturma çalışmalarına başladı. Broşürler hazırlandı halka dağıtıldı. Halka, Türkiye’nin İdlib’e girmemesi gerektiği, girmesi halinde devrimin biteceği anlatılarak Türkiye düşmanlığı aşılanmaya çalışıldı. Yapılan propaganda o kadar ileri gitti ki Türkiye işgalci güç olarak tanıtılmaya başlandı. Ancak halk ve diğer muhalif gruplar bunu reddetti ve Türkiye İdlib’e gelirse seve seve kucaklayacaklarını söylediler.

Vakit daralıyordu ve HTŞ tatlı dille konuşmanın fayda getirmeyeceğini biliyordu. Çünkü söz konusu dünyada Suriye halkının en çok yanında duran Türkiye’ydi. HTŞ’nin önünde iki seçenek vardı. Ya Türkiye girdiğinde Türk askerine karşı savaşacak ya da Türkiye’nin girmesini engellemek için ilk adımı atarak İdlib’te Türkiye’ye yakın grupları ortadan kaldıracaktı. HTŞ yaptığı istişareler sonucu ikinci seçeneği seçti ve ilk önce büyükten başlayarak Ahrar’u Şam’ı ve daha sonra diğer muhalif grupları bitirme kararı aldı. Bu işe, Türkiye destekli Fırat Kalkanında olan savaşçıları gözaltına almakla başladı. Daha sonra ise bu olay büyüyerek silahlı çatışmaya kadar gitti.

HTŞ’nin saldırdığı ilk günlerde El-Kaide sempatizanları gene işe koyulup ve Ahrar’u Şam’ın ilk önce HTŞ’ye saldırdığı haberlerini yaymaya başladı. Ancak yalancının mumunun yatsıya kadar yanacağını unutmuşlardı. Kendi yalanlarını kendileri çürütüyorlardı aslında. Önce Ahrar’u Şam HTŞ’ye saldırdı diye haber yapıyorlar. Daha sonraki ise HTŞ şurayı ele geçirdi burayı ele geçirdi diyorlardı. Madem Ahrar’u Şam saldırıyor nasıl HTŞ o kadar bölgeyi ele geçirdi diye sorulduğunda ise cevap veremiyorlardı. Neyse bunların gerçek yüzlerini görmeyen kalmadı zaten. Biz asıl konumuza dönelim.

El-Kaide bağlantılı HTŞ, Ahrar’u Şam’a geniş çaplı bir saldırı başlattı. Saldırıda HTŞ, birçok bölgeyi ele geçirdi ve Suriye halkının nefes aldığı tek kapı olan Hatay-İdlib Bab’ul hava sınır kapını kuşattı. Olayın tehlikesini fark eden Türkiye sınır kapısına Fırat Kalkanı güçlerinden bir kısım savaşçı gönderdi. Bu saldırılar o kadar ileri gitti ki siviller bile nasibini aldı. HTŞ’nin Hırbet El-Couz insani yardım kapısını ele geçirmesiyle birlikte Türkiye kapıyı kapatmak zorunda kaldı.

İnsanların bir kısmı bu çatışmaların, Türkiye’ye ve Suriye devrimine karşı yapıldığını idrak edemiyordu. Ancak uzun zaman geçmeden HTŞ’nin askeri kısmın müftüsünün bir ses kaydı sızdırıldı. Ses kaydı aslında bizim yıllardır anlatmaya çalıştığımızı anlatıyordu ve El-Kaide’nin gerçek yüzünü ortaya çıkarıyordu. Üstelik kendileri itiraf ediyordu bunu. Bu ses kaydı bu olayların arka perdesini özetler nitelikte.

HTŞ’nin askeri kısmın müftüsü Ebu Yekdan El-Mısri, korkunç ses kaydında şu sözlere yer veriyordu: Geçtiğimiz gün HTŞ liderimiz Ebu Cabir ile Ahrar’u Şam emiri Ebu Ammar arasında bir görüşme gerçekleşti. Ebu Cabir ile görüşüp bu toplantının içeriği hakkında bilgi aldım. Ebu Cabir, Ebu Ammar’ın “Türkiye idlib’e girerse bunu kucaklarız ve sevinçle karşılarız” dediğini söyledi. Yani bu demek oluyor ki Ahrar’u Şam Türkiye ile yani dış güçler ile çalışıyor. Bu büyük bir faciadır. Türkiye İdlib’e girerse Cihad biter. Ne devrim ne cihad kalır. Ahrar’u Şam’ı ortadan kaldırmak artık şart oldu. Eğer bu yapıyı ortadan kaldırmazsan bizi çok kötü günler bekliyor olacak.

Mısırlı müftü, sözlerine şu şekilde devam ediyor: Amerika’da acil durumlarda başkan Trump, ne kongreye ne başka yere dönmeden bir karar alır ve bu karar uygulanır. Bizde de aynı şekilde emirimiz Ebu Cabir, ne Colani’ye ne şura meclisine dönmeden acil bir karar aldı. Bu karar Ahrar’u Şam’ı ortadan kaldırma kararıdır. Herkes buna uyacak. Feylak’u Şam’a da sınırlarından fazlasını müsaade etmeyeceğiz. Ne Özgür İdlib Ordusu ne de Ceyş’ul izze, bunlar zaten bir hiç. Eğer bu savaşı açıp hızlı bir şekilde bitirmezsek cihad diye bir şey kalmayacak. Bu savaş ciddi bir savaştır. Aslanlar gibi savaşmamız lazım. Sizde savaşçısınız bunu iyi bilirsiniz. Ölmek veya öldürmek saniyeliktir. Ya tetiğe basarsın ya da ölürsün. Kontrol noktasına saldırdığında asla tereddüt etme. Kafadan kafadan vur ve ilerle.

Muhaliflere saldırdığında tereddüt etmeden kafadan kafadan vur ve ilerle diyen HTŞ’nin askeri kolun Mısırlı müftüsü tüyler ürperten konuşmasına şöyle devam ediyor: Ahirette Allah size bunu neden yaptınız diye sorduğunda “Ebu Yekzan El-Mısri bize böyle fetva verdi” diye cevap verirsiniz.

Ahrar’u Şam’ın Suriye Devrimi sembolü olan Özgür Suriye Bayrağını Bab’ul hava sınır kapısına dikmesinden yakınan Mısri’ye, bir savaşçıdan şöyle bir soru geliyor: “Bazı bölgelerde Ahrar’u Şam’ın karargahının yanında siviller ya da sivillere ait bir ev bulunuyor o zaman ne yapacağız?” Mısri bu soruya tüm soğukkanlılıkla “Tereddüt etmeden vurun. İşin gereği vurman gerekiyorsa vuracaksın. Tereddüt etmeyeceksin” diye cevap veriyor.

Aslında tüyler ürperten bu ses kaydı tüm olayı baştan sona özetliyor. El-kaide ve yavrularının ne yapmaya çalıştığını, hangi fikri taşıdığını ve ne uğruna nasıl savaştığını görebiliyoruz. Suriye devrimi başladıktan bir süre sonra ortaya çıkan El-Kaide ve yavrularının “gün gelecek Ümmetin son kalesi Türkiye’ye karşı savaşacak” dediğimizde birileri “fitneci, yalancı, sahtekar” diyordu. Bununla kalmayıp El-Kaide’nin Türkiye dostu olduğunu gösteriyorlardı, medyada ve herkese bunu aşılıyorlardı. O vatan hainleri gün gelecek bunun hesabını verecek. Yıllar önce söylediğimiz ve anlatmaya çalıştığımız gün bu gündür. Yıllar önce söylediğimiz gerçekleri artık şuan El-kaide kendisi söylüyor. Artık her şey apaçık ortada.

Her zaman Türkiye ve devrim düşmanlığını içinde besleyen, halka aşılamaya çalışan, Ümmetin son kalesi Türkiye’yi işgalci olarak gören ve bu küflenmiş düşünceye karşı gelenlerle savaşan bu yapının gerçek yüzü artık ortadadır.

Şüphesiz yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Sıra, vatan hainlerine de gelecek. Ümmetin son kalesi Türkiye’yi kimse yıkamayacak..

twitter.com/samineser

Bu yazı toplam {} defa okunmuştur.
YORUMLAR
Çok derin bir yazı?!
Hasan
Sahi inandiginiz din size bunu mu emretti.
24 Temmuz 2017 Pazartesi 18:11
Editörün Seçtikleri
Haberler