sayfa içeriği

Muhammed Antil / Suriye Haber Ajansı Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Savaşımızın Mazisi

03 Ağustos 2015 Pazartesi

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla…

Hamd, alemlerin Rabbi Allah'adır. Salat ve selam Peygamberimiz Hz. Muhammed'e, Ehl-i Beytine ve tüm ashâbınadır.

 “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın . Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmalık yalnız zalimlere karşıdır.”  (Bakara 193)

                İnsanlık tarihi zalim ile mazlumun, haklıyla haksızın, muvahhid ile müşrik-kafirlerin mücadeleleriyle doludur. Olaylar, konular, kişiler, mekanlar, kullanılan argümanlar-aletler farklı olsada ,isimler ve takvimler değişmiş olsa da hep tarih tekerrür etmiştir. İslama gönül verenler baskı ve zulüm yapılarının Allah için düşmanları olmuşlar ve Hakkı hakim kılmak için sefer halinde olmuşlar…

                Mücadelemizin özünü anlamak için bazı kavramları bilmemiz elzemdir:

İki Terkip “HİZBULLAH” ve “HİZBUŞŞEYTAN”

Allah-u Teâla Hz. Adem’i yaratmış ve kullarından olan İblis’e Hz.Adem’e karşı  secdeyi emretmiş ancak İblis gururlanıp Rabbi’nin emrine yüz çevirmiş ve isyan edenlerden; zalimlerden olmuştur. Kendi benliğini Rabbi’nin emrine tercih etmiş ve kafirlerden olmuştur. Ve Allah-u Teâla’dan Kıyamet gününe kadar Allah’ın kullarıyla savaşmak için mühlet almıştır. Kafirlerle savaşımız başlamış oldu. Amansız bir savaş; tarif edilmeyecek stratejiler, piyonlar ve dostlarıyla bu savaşa hiç durmadan fedaileriyle devam etmektedir.

Savaşların sebepleri ve temellendirmesi her ideoloji sahibi için farklı farklıdır ve bu konuları algılama meselesidir. Yeryüzünde çıkmış olan çatışma, savaş ve mücadeleleri Batıcı akım ve etkisinde kalan kesim genelde ekonomik çıkar, sosyal haklar ve özgürlük talepleri gibi maddelerle sebeplendirirken, Komünizm ve etkisinde kalanlar sınıf mücadelesi ve egemen baskıcı kültürün alaşa edilmesi ve eşitlik gibi arayışları sebep göstermektedir. Kimi ulus fikrine sahip olanlar uluslarının özgürlüğü ve kavmiyetçi hengamelerle kendilerine bir istikamet çizmektedir. Görüldüğü üzere her ideoloji kendisine hangi fikri yapıyı esas almış ise o doğrultuda savaşını, mücadelesini temellendirmekte ve istikametini o yönde çizmektedir. Kim neye iman etmişse savaşının sebebinide ona bağlıyor özetle…

Kimisi petrol için dedi, kimisi toprak için dedi, kimisi mülk için dedi, kimisi özgürlük, kimisi işgal için dedi evet bunlarda sebeplerinden ancak biz Allah’a iman etmiş ve vahyini şüphesiz rehber edinmiş Mü’minler olarak hayat kitabımıza baktığımızda savaşın, mücadelenin esas temelinin Allah’a taraftar olanlar ile şeytana taraftar olanların, tevhid ile şirkin, zalim ile mazlumun savaşı olduğunu görüyoruz. Siyasal ve toplumsal iki sınıf Kur’an’da şu iki terkib ile özetlenmiş “Hizbullah” ve “Hizbuşşeytan”…

“Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri veli edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.”  Maide 56

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” Mücadele 19

“Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.”  Mücadele 22

                Evet Kur’an’da görüyoruz ki savaşın iki tarafı var Allah’ın taraftarları ve Şeytan’ın taraftarları…

Yeryüzü Savaşları devam ederken her fert tarafını seçmiş ve bu iki fırkadan biri içinde mücadelesini sürdürmektedir. Kimi pasif kalarak zulme rıza göstererek zulme ortak oluyor kimi silahlanıp savaşıyor, ve İman edenler de Allah yolunda canları, mallarıyla mücadele veriyorlar.

Velâ ve Berâ Kavramı (Dostluk- Düşmanlık)

“Vela”nın Istilahi  Manâsı

Vela: Yardım etmek, zafer, sevgi (muhabbet), ikram açık veya gizli olsun sevilenlerle beraber olmak demektir.

Yüce Al­lah şöyle buyurmaktadır:

"Allah iman edenlerin velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da Tağut'tur, onlan aydınlıktan alıp ka­ranlığa götürür.” Bakara 257

Bu âyette geçen kâfirlere dostlukta bulunmak demek, onlara yakınlık göstermek ve onlara sevgisini ortaya koymaktır. Bu davranışı sözleriyle, fiilleriyle ve niyetleriyle ortaya koyan kimseler onları dost edinmiş kimselerdir.

“Bera”nın Istilahi Manâsı

                Berâ kelimesinin anlamı da şöyledir: Değişik şekil­deki uyarılardan, ikazlardan ve tüm ihtarlardan sonra uzaklaşmak, kurtulmak, düşmanlık gibi manâları ifade eder. 

Velâ ve Berâ tavrı

Velâ ve Berâ' konusunda beliren tavır şudur:

Allah dostlarına ve emirlerine karşı gerekeni yapmak, onlara dostluk ve sevgi göstermek.

Allah düşmanlarına, haramları ve sınırları çiğneyenlere karşı ise buğ­zetmek gerekir.

Bu ikisi bu yönleriyle birbirinden ayrılamazlar. Ki İmanın aslı, Allah rızası için O'nun peygamberlerini ve onla­ra tabi olanları sevmektir.

Aynı şekilde Allah için O'nun düşmanları­nı ve peygamberlerinin düşmanlarını sevmeyip bunlara buğzetmektir.

Bilindiği gibi eşya kendi aslına döner. Bu duruma göre madem ki İblis, Hz. Adem'e düşmandır. Hiç kuşkusuz iblisin pe­şinden gidenler de, Rahman'ın dostlarına düşmandırlar. Bunlar aynı zamanda Peygamberlere tabi olanların da düşmanıdırlar. Bu bakım­dan iki grup arasında birleşme imkanı yoktur.

Şeytan taraftarlarının ve dostlarının ellerindeki silah düşmanlık, savaş, hased, alay, hile, tuzak, aldatma gibi şeylerdir.Şey­tan bütün bunları dostlarına ve taraftarlarına daima telkin edip durur.

Şeytanın taraftarları, mü'minleri gözetleyip duran bir takım in­sanlardır. Fırsat buldukça ve güç yetirdikçe insanları Allah'ı anmak­tan ve zikretmekten alıkoyarlar. Nitekim işin bu yönünü Allah, Kur'an'ı Kerîm’in bir çok yerlerinde bize haber vermiştir.

Allah düşmanlarının Allah taraftarlarıyla olan alay­larını şöyle bildiriyor:                                                      

"Kafir olanlar için dünya ha­yatı cazip kılındı.  On­lar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, iman edip inkardan sa­kınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir."

 Bakara  212

Bizdenmiş gibi görünen şeytanın askerleri

Gerçekten iki grup arasındaki düşmanlığı öğrenmek çok önemli bir konudur. Zira bu sayede, sözde İslâm adını taşıyan bazı kimselerin foyaları meydana çıkarmak mümkündür. Çünkü bunlar müslümanların, çağdaş cahili toplum içerisinde eriyip yok olması için ve müslümanların Rabblerine karşı, dinlerine ve müslüman kardeşlerine karşı dostluklarını sona erdirmek için durmadan gayret göstermektedirler.

Diğer taraftan bu dinin düşmanlarından uzak kalması yerine onlarla birlikte harekete gayret gösterirler. Müslüman her halükarda İslam düş­manlarından uzak olur ve onlara olan düşmanlığını da sürdürür.

İşte sözde müslümanlar, İslâm düşmanlarıyla her şeye rağmen birlikte hareket etmişlerdir.

Bu önemli gerçeği düşmanlarımız daima arka plana atmak, sürekli onu gündemden düşürmek ve fırsat buldukça halkın gözü önünden silmek istediler. Bunun için kâfirlerin: “gerçekten vefakar dostlar ve değerli kimseler olduğunu, bunların vefakarlığına gölge düşürme­memiz gerektiğini, bu yüzden de onları sevmemiz, takdir etmemiz ge­rektiğini söyleyip durdular,bunlara saygıda kusur etmemeliyiz.” dediler. Daha ileri giderek: "Bunlar ilerlemiş olan toplumlardır, biz ise, geri kalmış ülkeleriz. O halde bizim de on­lar gibi olmamız için, onların gittiği yolda yürümemiz, metodlarını uygulamamız, her alanda onların hareket ettiği gibi hareket etmemiz gerekir" dediler.

Kafirlerin kültürlerini, acısıyla, tatlısıyla, gerçeğiyle, batılı ile almayı hedef gösterdiler. Ve rağbet gördüler.

Ne yazık ki Hakk Ehli Hep kovuldular, uzaklaştırıldılar ve küçümsenip horlandılar. Halbuki Allah katında hizbullah adı verilen halis ve samimi müslümanlar hep üstün insandırlar. Bunlar sayıca az olsalarda bu böyledir. Zarara uğrayanlar ise, sayısız çoklukta olsa­lar da, şeytanın yandaşları ve dostlarıdır. Bu iki kesim arasındaki düşmanlıktan kesinlikle söz edilmelidir zira bahsedilmezse bugünkü hiçbir savaşın esas temeli anlaşılamayacaktır.

İnsan ile İblis düşmanlığından, yani İblisin insana karşı olan düşmanlığından söz edilmesi gerekir ki, şeytanın insan nefsine nasıl girmeyi başardığı­nı öğrenmiş olabilelim. Kendi dostları hakkı nasıl batılla karıştıra­rak sunduğunu bilmemiz gerekir. Mü'min için hakkın ortaya çıkması buna bağlıdır. Böylece mü'min daha dikkatli davranacağı gi­bi, kendisiyle birlikte hareket edenler de öylesine dikkatli bir şekilde hareket ederler, aynı zamanda Allah'a ibadet ederken ve O'na karşı kulluklarını sürdürürken Allah'ın kendilerine basiret üzere ve O'nun nizamına dayalı nura göre hareket ederler.

İşin aslı bu düşmanlığın din ve inanç farklılığına dayanmış olmasıdır. Hayata bakış açısının farklı olmasın­dandır. Bunlardan birisi ya Allah'ın dini ve O'nun şeriatına tabi olmak, Allah'ın mü'min kullarına dostluk gösterip yetkiyi bunlara ver­mek ya da batıl bir din benimseyip, heva ve isteklerine uyup, şeytanın peşinden gitmekle şeytanın gurubuna katılmaktır. İşte bu iki yol vardır. İkisinden birisini tercih meselesidir.

Burada Allah taraftarlarının görevi, kendi dinlerine bağlı olarak sebat ederek onunla üstünlük kazanmak hedefini benimsemektir gaye. Böylece zalimin tüm baskı ve sıkıştırmalarının üzerine çıkarak yükselmeyi bilmelidirler.

Gerçekten zafere ulaşacak olanlar bizzat iman edenlerdir. Madem­ Allah düşmanları, güçleri ve çokluklarıyla daima övünüp durmak­ta ve sayısal çokluklarını öne sürmektedirler, daima sistemli, hazırlık­lı, programlı olduklarını ileri sürmektedirler. O halde mü'minler , Allah'ın yardımı, zaferi ve ikramının daima kendileriyle beraber olduğuyla Rabbimizin daima inananlardan yana olduğunun bilincinde olmalı ve övünmeliler.

"Hani Rabbin meleklere, "Muhakkak ben sizinle berabe­rim; haydi iman edenlere destek olun." diye vahyediyor; "Ben ka­firlerin yüreğine korku salacağım..." Enfal 12

"Sakın gevşemeyin. Üstün olduğunuz halde barışa davet et­meyin. Allah sizinle beraberdir. O mallarınızı asla eksiltmeyecektir." Muhammed 35

Bu âyetin belirttiğine göre müslümanlar düşman karşısında üs­tün bir durumda iken, sulh ve barış isteğinde bulunamazlar, bulun­mamalıdırlar. Aslolan düşman karşısında gevşememek, eziklik hisse­derek paniğe kapılmamaktır.

Bütün bunların doğruluğunu öğrenmek istiyorsak, tarihin sayfa­larını karıştırdığımız takdirde bu gerçeği görürüz. Mesela Bedir gaza­sında, müslümanların sayıca çok az düşmanlarının ise çok fazla ve üstün olmalarına rağmen, Allah'ın yardımıyla savaş zaferle sonuçlanmıştır.

Allah, dinini aziz kılmış ve kendi gurubuna, taraftarlarına yardım etmiştir. Müslümanların doğuda ve batıda bir çok fetihleri ol­muş, Kisra'nın ve Kayser'in saltanatlarını yerle bir ederek, bunların hükümranlığına son vermiştir. Kaldı ki, bu gerçekler kimsenin bilme­diği şeyler de değildir.

Allah, mü'minlerin tatarlarla ve haçlılarla sürdürmüş oldukları savaşlarında, mü'minlere üstünlük vermiş, onla­ra yardımda bulunmuş ve onları her yönden desteklemiştir. Müslümanların başarıları sadece bu anlatılanlar değildir. Daha yüzlerce örnek verilebilir. İster ferdi isterse kitlesel olarak bu söylediklerimize herkes şahittir.

Öte taraftan Allah'ın yardımı, zaferi, el uzatması daima dostları olacaktır. Yeryüzünde Allah'ın kendilerine miras bıraktığı mü'minler yaşadıkları sürece bu böyle devam edecektir. Ancak bu mü'minlerin Allah'a verdikleri sözde doğru, ihlaslı ve samimi olmaları gerekir, sa­dece Allah rızasını gözetmeli ve bir tek olarak O'nun rızasını düşün­melidirler.

Bunun yanında Allah'ın kitabına ve peygamberinin de sün­netine uygun olarak amel etmelidirler ki, başarıya ulaşabilsinler. Zira Allah, en güzel bir tarzda çalışan ve bu anlamda amel işleyen kimselerin amellerini boşa çıkarmaz.

Mücadelemizin temeli Özetle Batılın İmhası, Tevhidin İnşasıdır.

(Müslümanın Mücadele Prensiplerini ikinci yazımızda inceleyeceğiz….)

Muhammed ANTİL

Bu yazı toplam {} defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Editörün Seçtikleri
Haberler